Bediüzzaman’ın Haber Verdiği Tarihler

◉ 1887’de Darwin’in otobiyografisinin basılmasına işaret ediyor ve gerçekleşmesinden 20 yıl önce, 1956’da Risale-i Nurların serbest bırakılacağını, nifakın sükut edeceğini söylüyor

◉ 1936’da, yaklaşık 30 yıl sonra yaşanacak 68 olaylarının sebep olacağı kargaşayı haber veriyor

◉ 12 Mart muhtırasının yaşanacağını 1944’te bildiriyor.

◉ Bediüzzaman Hazretleri, 1979-1980 yıllarına dikkat çekiyor

◉ Risale-i Nur’da 1981, 1991 ve 2001 yıllarına işaretler

◉ Bediüzzaman’ın 28 Şubat 1997 olayına işaret eden sözleri

◉ Risale-i Nur’da 2004 yılına işaretler

◉ Risale-i Nur’da 2007-2008 yıllarına işaretler

◉ Kıyametin, Hicri 1545’te kopacağını söylemiştir
(Allahualem)

Giriş

Bediüzzaman Hazretleri, Risale-i Nur’da hadisler ve ayetlerin ebced ve cifr hesabına bakarak bazı tarihlere dikkat çekmiştir. Yaşadığı devirde, 20 yıl sonra, 30 yıl sonra, hatta bir asır sonra nelerin yaşanabileceğini anlatan Bediüzzaman Hazretleri’nin bildirdiği bu tarihlerin tamamı doğru çıkmıştır. Bu, hem Allah’ın Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri’ne büyük bir nimeti hem de Müslümanlar için bir sevgi ve saygı vesilesidir.

1887’de Darwin’in otobiyografisinin basılmasına işaret ediyor ve gerçekleşmesinden 20 yıl önce, 1956’da Risale-i Nurların serbest bırakılacağını, nifakın sükut edeceğini söylüyor

Emirdağ Lahikası, 1948-1952 yılları arasında yazıldı

Bediüzzaman Hazretleri, ebced hesabıyla 1887’de Darwin’in otobiyografisinin basılış tarihine dikkat çekiyor ve 1956’da nifakın tam sükutunun başlayacağını söylüyor

Bugünlerde on ikinci sahifeyi okurken birden “Şüphesiz münâfıklar Cehennem ateşinin en aşağı tabakasındadırlar.” (Nisa Suresi, 145) âyeti gözüme ilişti. Mâkabline (öncesine) baktım “Tam bir teslimiyetle Allah’a yönelen, Allah’a ihlâsla itaat ve ibadet ederek bâtıl dinleri bırakıp İbrahim’in dini olan İslâma uyan kimseden din yönüyle daha güzel kim vardır? İbrahim’i ise Allah dost edinmiştir.” (Nisa Suresi, 125) ilâ âhir gördüm. Arka sahifesine baktım, gördüm ki; Risale-i Nur’a işaret eden dört âyet var ve onlar Birinci Şua’da izah edilmiş. Kalbime geldi: Herhalde bu dehşetli âyet, bu dehşetli ve zulümatlı ve nifakı kuvvetli asrımıza da hususî bakar. Dikkat ettim, kanaatım geldi. Bir emaresi şudur ki: “İnnel munâfikîne fîd derkil esfeli minen nâr”(Şüphesiz münâfıklar cehennem ateşinin en aşağı tabakasındadırlar) cifir ve ebced hesabıyla, tam tamına nifakın dört mertebesinin tarihlerine tevafuk ile parmak basıyor.

Şöyle ki:

Şeddeler sayılır, eğer okunmayan hemzeler ve fîd deki okunmayan “Ya” sayılmazsa, tam tamına H. 1362 (M. 1943) (2. DÜNYA SAVAŞI’NIN EN ŞİDDETLİ ÇARPIŞMALARININ OLDUĞU YILLAR) ederek bu seneye parmak basar. Eğer “minen nâr” (ateşin) daki şedde bir nun, bir lâm-ı aslî hesab olsa H. 1342 (M. 1924) (1. DÜNYA SAVAŞI SONRASI PARÇALANMALARIN, ÇATIŞMALARIN, SIKINTILARIN DEVAM ETTİĞİ YILLAR)ederek Birinci Harb-i Umumî’nin dehşetli nifakları netice veren tarihine tam tamına tevafukla haber verir. Eğer şedde iki nun sayılsa, okunmayan hemzeler ve “Ya” da sayılsa H. 1376 (1956) EDEREK, BU ZULÜMATLI NİFAKIN SÜKUT MERTEBESİNE ve çok âyetlerde “Nur” ile karşılaştırılan “ilâ ez zulumâti” (zulümlere) kelimesinin makam-ı cifrîsi olan H. 1372 (M. 1953)’e dört farkla tevafuk ederek haber verir. Eğer okunmayanlar sayılsa ve “ennar” (ateş) daki şedde lâm-ı aslî olsa, tam tamına H. 1306 (M. 1887) (DARWIN’İN OTOBİYOGRAFİSİNİN BASILDIĞI TARİH) ederek küfür ve nifakın dehşetli fırtınalarının tarihine tevafukla parmak basar gördüm. Evet, iki “ra” 400; üç “fa” , iki “lâm” 300; bir “kaf” , iki şeddeli “nun” lar 300; bir “mim” bir “sin” 100; diğer “mim”, bir “ye”, bir “nun” o da 100, iki “nun” o da 100; yekûnü 1300. Bir “lâm”, bir “kef” 50, şeddeli “dal” 8 ve iki medde, iki hemze 4; mecmuu 1362 eder. Öteki üç adedi de kıyas edilsin. (Emirdağ Lahikası, sf. 34-35)

Bediüzzaman Hazretleri Risale Nur’un 1956 yılında serbest bırakılacağını haber vermiştir…

Bediüzzaman, Emirdağ Lahikası adlı eserinde, Nisa Suresi’nin 145’inci ayetinin ebcedinin “1956 yılını” gösterdiğini belirtmiştir.

GERÇEKTEN MÜNAFIKLAR, ATEŞİN EN ALÇAK TABAKASINDADIRLAR. ONLARA BİR YARDIMCI BULAMAZSIN. (Nisa Suresi, 145)

AYETİN EBCEDİ: MİLADİ 1956 YILI

… Eğer şedde iki nun sayılsa, okunmayan hemzeler ve (ye) de sayılsa 1376 (1956-1957) EDEREK, BU ZULÜMATLI NİFAKIN (dinsizlik ve zulme dayalı, ikiyüzlü münafıkane sistemin) SUKUT MERTEBESİNE (susma, son bulma derecesine)… (Emirdağ Lahikası, sf. 35)

Kuran’da 1956 yılının ebcedini veren bir başka ayet ise Al-i İmran Suresi’nin 81. ayetidir:

Hani Allah peygamberlerden ‘kesin bir söz (misak)’ almıştı: “Andolsun size kitap ve hikmetten verip SONRA SİZE BERABERİNİZDEKİNİ DOĞRULAYAN BİR ELÇİ GELDİĞİNDE , ona kesin olarak iman edecek ve ona yardımda bulunacaksınız.” Demişti ki: “Bunu ikrar ettiniz ve bu ağır yükümü aldınız mı?” Onlar: “İkrar ettik” demişlerdi de “Öyleyse şahid olun, Ben de sizinle birlikte şahid olanlardanım,” demişti. (Al-i İmran Suresi, 81)

AYETİN İŞARETLİ KISMININ EBCEDİ: MİLADİ 1956 YILI

Bediüzzaman Hazretleri 1936’da yazmış olduğu Şualar adlı eserinin Birinci Şua adlı bölümünde de, bu eseri yazdığı tarihten 20 YIL SONRA, yani 1956 YILINDA gerçekleşecek olaylara bir kez daha dikkat çekmiştir.

Birden hatıra geldi ki: Bu üç farkın sırrı ise Risalet-ün Nur’un mertebesi üçüncüde olmasıdır. Yani vahiy değil ve olamaz. Hem umumiyetle dahi ilham değil, belki ekseriyetle Kur’anın feyziyle ve medediyle kalbe gelen sünuhat ve istihracat-ı Kur’aniyedir.

Cây-ı dikkattir ki, birinci (ayeti) “Hâ mîm” olan Sure-i Mü’min’de “Tenzîlul kitâbi minallâhil azîzil alîm” (Bu Kitab’ın indirilmesi, Aziz, Alim olan Allah’tandır) makam-ı cifrîsi, bazı mühim âyetler gibi bin üç yüz yetmişe (H. 1370 – M. 1951’e)bakıyor. ACABA ON BEŞ – YİRMİ SENE SONRA (BİRİNCİ ŞUA 1936’DA TELİF EDİLİYOR, 20 SENE SONRASI 1956, RİSALEİ NUR’UN SERBEST BIRAKILDIĞI YIL) başka bir nur-u Kur’an zuhur mu edecek, YAHUT RİSALE-İ NUR’UN BİR İNKİŞAF-I FEVKALÂDE İLE BİR FÜTUHATI MI OLACAK BİLMEDİĞİMDEN O KAPIYI AÇAMIYORUM(Şualar, Birinci Şua, sf. 615)

Risale-i Nur talebesi Ahmed Feyzi Kul da, 1956 yılının önemini vurgulamıştır

Risale-i Nur talebesi Ahmed Feyzi Kul, 1950 yılında yazdığı “Maidet-ül Kur’an ve Hazinet-ül Bürhan” adlı eserinde bazı ayetlerin ebced değerlerini hesap etmiştir. Bu eser, Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri tarafından kabul görerek, “Tılsımlar Mecmuası”nın sonuna eklemiştir. Bu eserde ebced değeri olarak Miladi 1956 yılını veren ayet Taha Suresi’nin 68. ayettir.

“Korkma! dedik, üstün gelecek olan KESİNLİKLE SENSİN. ” (Taha Suresi, 68)

AYETİN İŞARETLİ KISMININ EBCEDİ: MİLADİ 1956 YILI

Bu ayette geçen “KESİNLİKLE SENSİN” sözlerinin ebced değeri Miladi 1956 yılını göstermektedir.

Diğer bir Kuran ayeti

Düzene konulması (ıslah)ından sonra yeryüzünde bozgunculuk (fesad) çıkarmayın; O’na korkarak ve umut taşıyarak dua edin. DOĞRUSU ALLAH’IN RAHMETİ İYİLİK YAPANLARA PEK YAKINDIR. (Araf Suresi, 56)

AYETİN İŞARETLİ KISMININ EBCEDİ: MİLADİ 1956 YILI

1956 yılına kadar Risale-i Nur bulundurmak, okumak, dağıtmak yasaklanmış, Nur Risaleleri hakkında bin beş yüz kadar kamu davası açılmıştı. 1956 yılında ise, 8 yıldır Afyon’da süren dava sonuçlanmasıyla bu konuda verilen büyük hukuk mücadelesi de son bulmuş ve risalelerin hiçbir suç unsuru taşımayan imani eserler olduğu, mahkeme huzurunda karara bağlanmıştı. Afyon Mahkemesi, 1956’da Diyânet İşleri Riyaseti Müşavere Kurulu, bütün Risale-i Nur Külliyâtı’nı tek tek inceleyerek her bir Risale hakkında, olumlu ve yararlı Kur’anî bir tefsir olduğuna ilişkin bir rapor sunmuş, Nur Risaleleri’nin beraat ve iadesine karar vermiş ve böylece Risale-i Nurlar’ın yayınlanması serbest bırakılmıştı.

1956’da dünyada ve Türkiye’de büyük olaylar yaşanmıştır

3 Ocak 1956 Sudan bağımsız bir cumhuriyet olduğunu ilan etti.

20 Mart 1956 Tunus, Fransa’dan bağımsızlığına kavuştu.

23 Mart 1956 Pakistan, dünyanın ilk İslami Cumhuriyeti oldu.

7 Nisan 1956 Fas bağımsızlığını ilan etti.

5 Şubat 1956 Devlet Meteoroloji İşleri Umum Müdürlüğünden bildirildiğine göre MERİÇ VE TUNCA NEHİRLERİ DONMUŞTUR.

13 Şubat 1956 ANKARA’DA ÇIKAN YANGIN ŞİDDETLİ LODOS FIRTINASININ ETKİSİYLE genişlemiş, hükümet konağı, adliye, jandarma, postane, askerlik şubesi ve ziraat bankası binaları tamamen yanmıştır.

Nisan 1956 Seyhan Nehri’nin su baskınları, Büyük Menderes, Gediz ve Ceyhan havzalarında ise taşkınlar meydana gelmiştir.

1956 ORTAOKULLARDA DİN DERSİ OKUTULMAYA başlanmıştır.

1936’da, yaklaşık 30 yıl sonra yaşanacak 68 olaylarının sebep olacağı kargaşayı haber veriyor

Şualar, Birinci Şua 1936’da yazıldı,
Bediüzzaman 32 yıl sonra olacak olayları haber veriyor

Bediüzzaman 1967 tarihine dikkat çekerek 68 olaylarının başlangıcına işaret ediyor

Bu âyetteki esrarlı müvazene-i Kur’aniyeyi (Kuran’daki uyumu) düşünürken, Sure-i Hud’daki “Mutsuz olanlar ateştedirler, onlar için orada (kahırla ve acıyla) nefes alıp vermeler vardır.” (Hud Suresi, 106) “ellezîne şekû” (şaki olanlar, mutsuz olanlar)fıkrasına karşı; “Mutlu olanlar da, artık onlar cennettedirler.” (Hud Suresi, 108) ayetinin “ellezîne suidû” (mutlu olanlar, said olanlar) deki müvazene (uyum) hatıra geldi ve bildirdi ki: Nasıl ki bu ikinci âyet ve birinci fıkra Risale-i Nur’un mesleğine, şakirdlerine tam tamına manen ve cifirce bakıyor. Öyle de: “Mutsuz olanlar ateştedirler, onlar için orada (kahırla ve acıyla) nefes alıp vermeler vardır.” (Hud Suresi, 106) âyeti dahi, Risale-i Nur’un muarızlarına (karşıtlarına) ve düşmanlarına ve onların cereyanlarının mebdeine (başlangcına) ve faaliyet devresine ve müntehasına cifir ile, tevafuk ile işaret eder.

Şöyle ki:

“Ağızlarıyla Allah’ın nurunu söndürmek istiyorlar. (Nur Suresi, 32) (Yurîdûne en yutfîû nûrallâhi) gibi âyetlerin bahsinde Birinci Şua’da yedi-sekiz âyâtın ehemmiyetle gösterdikleri bin üç yüz on altı (H. 1316 – M. 1898) ve yedi (H. 1316 – M. 1898 ve H. 1317 – M. 1899) (1900 YANİ 20. YÜZYILIN BAŞI DARWINİZİM, MATERYALİZMİN DÜNYA ÇAPINDA GÜÇLENDİĞİ, OSMANLI’NIN DAĞILDIĞI, İSLAM ALEMİNİN PARÇALANDIĞI TARİH) tarihi ki, Kur’ana karşı olan sû’-i kasdın mebdeidir (başlangıcıdır)… HER İKİ ŞEDDELİ İKİŞER SAYILSA BİN ÜÇ YÜZ SEKSEN YEDİ (H. 1387 – M. 1967) (DÜNYA ÇAPINDA ANARŞİZMİN YAYILDIĞI 68 OLAYLARININ ASIL BAŞLANGICI 1967’DİR) ki “Gaybı hakkıyla ancak Allah bilir” DEHŞETLİ BİR CEREYANIN MÜNTEHASI TARİHİ OLMAK İHTİMALİ VAR.

12 Mart muhtırasının yaşanacağını 1944’de bildiriyor

Şualar, 2. Şua 1943-44’de yazılıdı. Bediüzzaman, 27 yıl sonra olacak olayları haber veriyor

Bediüzzaman Felak Suresi’nde 1971’de Türkiye’deki olaylara işaret edildiğini anlatıyor.

AYNI BÖLÜMDE VERDİĞİ TARİHLER:

1933 HİTLER ALMANYA BAŞBAKANI SEÇİLİYOR

1942 İKİNCİ DÜNYA SAVAŞI’NIN EN ŞİDDETLİ OLDUĞU DÖNEM

1910 BİRİNCİ BALKAN SAVAŞI VE TRABLUSGARB SAVAŞINA ZEMİN HAZIRLANAN YIL, 1911’DE BALKAN SAVAŞI, 1913’DE TRABLUSGARB SAVAŞI FİİLEN BAŞLIYOR.

1971 12 MART MUHTIRASI

Kul e’uzü birabbilfelak(De ki: Sığınırım sabahın Rabbine )Minşerri ma halak (Yarattığı şeylerin şerrinden )

Ve min şerri ğasikın iza vekab (Karanlığı çöktüğünde gecenin şerrinden )

Ve min şerrinneffasati fiyl’ukad (Düğümlere üfleyen büyücülerin şerrinden )

Ve min şerri hasidin iza hased (Haset ettiğinde hasetçinin şerrinden )

Bu sûrenin herbir âyetinin mânâları çoktur. Yalnız mânâ-yı işârî ile beş cümlesinde dört defa  ŞER (KÖTÜLÜK) kelimesini tekrar etmek ve kuvvetli münâsebet-i mâneviye ile beraber dört tarzda bu asrın emsalsiz dört dehşetli ve fırtınalı maddî ve mânevî şerlerine ve inkılâblarına (ihtilallerine) ve mübârezelerine (devrimlerine) aynî tarih ile parmak basmak ve mânen “Bunlardan çekininiz” emretmek, elbette Kur’ân’ın î’cazına yakışır bir irşad-ı gaybîdir.

Meselâ: Başta Kul e’uzü birabbilfelak (De ki: Sığınırım sabahın Rabbine) cümlesi, bin üçyüz elli iki veya dört (1352 (M. 1933) –1354 (M. 1934-1935)) (1933’DE HİTLER BAŞBAKAN OLUYOR, 1935’DE YENİDEN SİLAHLANMA KAMPANYASINI BAŞLATIYOR) tarihine hesab-ı ebcedî ve cifrîyle tevafuk edip nev’-i beşerde en geniş hırs ve hasedle ve birinci harbin sebebiyle vukua gelmeye hazırlanan ikinci harb-i umumîye işâret eder. Ve ümmet-i Muhammediyeye mânen der: “Bu harbe girmeyiniz ve Rabbinize iltica ediniz.” Ve bir mâna-yı remziyle, Kur’ân’ın hizmetkârlarından olan Risâle-i Nur şakirdlerine hususî bir iltifat ile onların Eskişehir hapsinden, dehşetli bir şerden aynı tarihiyle kurtulmalarına ve haklarındaki imha plânının akîm (neticesiz) bırakılmasına remzen haber verir; mânen “İstiâze ediniz” (şeytandan sığınır gibi sığınınız) emreder gibi bir remz verir.

H. 1352- M. 1933- HİTLER’İN ALMANYA BAŞBAKANI OLDUĞU TARİH.

H. 1354- M. 1934- HİTLER’İN ORDU ÜZERİNDE TAM DENETİM KURDUĞU YIL. 30 HAZİRAN 1934’DE BİR GECEDE ÇOK SAYIDA ÜST DÜZEY SUBAYIN KATLEDİLMESİ EMRİYLE 85 KİŞİNİN KATLEDİLMESİNİ SAĞLADIĞI VE ORDUNUN TAMAMEN ONA BAĞLANDIĞI TARİH. AYNI ZAMANDA, RİSALE-İ NUR TALEBELERİNİN ESKİŞEHİR HAPİSANESİNDEN KURTULDUĞU TARİH.

M. 1935- HİTLER’İN YENİDEN SİLAHLANMA ADINI VERDİĞİ HAREKETİ BAŞLATTIĞI YIL.

Hem meselâ: Minşerri ma halak (Yarattığı şeylerin şerrinden)cümlesi -şedde sayılmaz- bin üç yüz altmış bir (1361- m. 1942) (1942, İKİNCİ DÜNYA SAVAŞININ ŞİDDETLİ OLDUĞU YILLAR) ederek bu emsalsiz harbin merhametsiz ve zâlîmane tahribatına rumî ve hicrî tarihiyle parmak bastığı gibi; aynı zamanda bütün kuvvetleriyle Kur’ânın hizmetine çalışan Nur şakirdlerinin geniş bir imha plânından ve elîm ve dehşetli bir belâdan ve Denizli hapsinden kurtulmalarına tevâfukla, bir mâna-yı remzî ile onlara da bakar. “Halk’ın şerrinden kendinizi koruyunuz” gizli bir îma ile der.

H. 1361- M. 1942- İKİNCİ DÜNYA HARBİNİN EN ŞİDDETLİ OLDUĞU TARİHLERDEN. HİTLER KAFKASYA, KARADENİZ VE HAZAR PETROLLERİNİ ELE GEÇİRMEK İÇİN İŞGALİ GENİŞLETME KARARI ALDI. STALİNGRAD’IN ELE GEÇİRİLMESİ İÇİN YAPILAN SAVAŞTA 500 İLA 850 BİN KİŞİNİN ÖLDÜĞÜ BİLİNİYOR. AYRICA NUR TALEBELERİNİNİN DENİZLİ HAPİSANESİNDEN KURTULDUKLARI TARİH.

Hem meselâ: Ve min şerrinneffasati fiyl’ukad (Düğümlere üfleyen büyücülerin şerrinden) cümlesi -şeddeler sayılmaz- bin üç yüz yirmi sekiz (H. 1328- M. 1910)(BALKAN SAVAŞLARININ ZEMİNİNİN HAZIRLANDIĞI YIL); eğer şeddedeki (lâm) sayılsa, bin üç yüz elli sekiz (H. 1358- M. 1939)(2. DÜNYA SAVAŞININ RESMEN BAŞLAMASI) adediyle bu umumî harbleri yapan ecnebi gaddarların, hırs ve hased ile bizdeki Hürriyet İnkılâbı’nın Kur’ân lehindeki neticelerini bozmak fikri ile tebeddül-ü saltanat (saltanatın değişmesi) ve Balkan ve İtalyan Harbleri ve Birinci Harb-i Umumî’nin patlamasıyla maddî ve manevî şerlerin, siyasî diplomatların radyo diliyle herkesin kafalarına sihirbaz ve zehirli üflemeleriyle ve mukadderat-ı beşerin düğme ve ukdelerine gizli plânlarını telkin etmeleriyle bin senelik medeniyet terakkiyâtını (ilerlemesini) vahşiyâne mahveden şerlerin vücuda gelmeye hazırlanmaları

H. 1328- M. 1910 – BALKANLARDA, BALKAN SAVAŞININ ZEMİNİ OLAN AYRILIKÇI HAREKETLER BAŞLIYOR. 1913’DE BİTEN SAVAŞ SONRASINDA OSMANLI BALKANLAR’DA ÇOK GENİŞ TOPRAK KAYBEDİYOR. BULGARİSTAN ORDUSU, ÇATALCA’YA KADAR İLERLİYOR. 1911’DE İSE İTALYA’YLA TRABLUSGARB SAVAŞI BAŞLIYOR VE TRABLUSGARB ELDEN ÇIKIYOR.

H. 1358- M. 1939- RESMİ OLARAK İKİNCİ DÜNYA SAVAŞI BAŞLIYOR. 1945’E KADAR SÜREN SAVAŞTA RESMİ RAKAMLARA GÖRE 75 MİLYON İNSAN ÖLÜYOR. GERÇEK RAKAMIN İSE ÇOK DAHA FAZLA OLDUĞU BİLİNİYOR.

BU SÛREYE ÂİT BİR NÜKTE-İ İ’CÂZİYENİN HAKİYESİDİR :Nasıl bu sûre, beş cümlesinden dört cümlesi ile bu asrımızın dört büyük şerli inkılâblarına ve fırtınalarına mana-yı işarî ile bakar; aynen öyle de, dört defa tekraren Minşerri (kötülükten) -şedde sayılmaz- kelimesiyle âlem-i İslâmca en dehşetli olan Cengiz ve Hülâgû fitnesinin ve Abbasî Devleti’nin inkıraz zamanının asrına dört defa mânâ-yı işarî ile ve makam-ı cifrî ile bakar ve parmak basar. (DÖRT DEFA ŞER KELİMESİ TEKRAR ETTİĞİ İÇİN DÖRT AYRI FİTNEYE BAKAR DİYOR: 1. CENGİZHAN FİTNESİ, 2. HÜLAGÜ FİTNESİ, 3. BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI, 4. İKİNCİ DÜNYA SAVAŞI) Evet –şeddesiz şer (kötülük) beş yüz (H. 500- M. 1106) eder; min (den) doksan (90- M. 709)‘dır. İstikbale bakan çok âyetler, hem bu asrımıza hem o asırlara işaret etmeleri cihetinde, istikbalden haber veren İmam-ı Ali ve Gavs-ı Azam dahi, aynen hem bu asrımıza, hem o asra bakıp haber vermişler. ğasikın iza vekab (Karanlığı çöktüğünde gece) kelimeleri bu zamana değil, belki ğasikın (karanlığın en koyu hali) bin yüz altmış bir (1161-1747) ve iza vekab (iyice çöktüğü) sekiz yüz on (810- 1407)ederek, o zamanlarda ehemmiyetli maddî manevî şerlere işâret eder. EĞER BERABER OLSA, MİLÂDÎ BİN DOKUZYÜZ YETMİŞBİR (1971) OLUR. O TARİHTE DEHŞETLİ BİR ŞERDEN HABER VERİR. YİRMİ SENE SONRA ŞİMDİKİ TOHUMLARIN MAHSULÜ ISLAH OLMAZSA, ELBETTE TOKATLARI DEHŞETLİ OLACAK.

1971 – 12 MART MUHTIRASI: DÜNYA GENELİNDE 68 OLAYLARIYLA BİRLİKTE TÜRKİYE’DE MARKSİST HAREKETLER ÇOK GÜÇLENMİŞTİ VE ŞİDDET EYLEMLERİ YAPILIYORDU. ÖĞRENCİ HAREKETLERİ, POLİSE, BÜYÜK ELÇİLİKLERE, KARAKOLLARA SALDIRILAR, BANKA SOYGUNLARI, ADAM KAÇIRMA EYLEMLERİ GERÇEKLEŞTİRİYORLARDI. 69 SEÇİMLERİNDE %46 OY ALARAK DEMİREL İKTİDARA GELMİŞTİ, ANCAK ÜLKE ÇOK KARIŞIKTI, CEMAL MADANOĞLU ÖNDERLİĞİNDE BİR GRUP ASKER DARBE YAPMAYI PLANLIYORDU. BU ASKERİ DARBENİN ENGELLENMESİ İÇİN ORGENERAL MEMDUH TAĞMAÇ 12 MART MUHTIRASINI YAYINLADI. PARLAMENTO FESH EDİLMEDİ ANCAK SİYASİ ÖZGÜRLÜKLER BÜYÜK ORANDA KISITLANDI.

Bediüzzaman Hazretleri, 1979-1980 yıllarına dikkat çekiyor

Sözler, 24. Söz 1926-1934 arasında yazıldı

Bediüzzaman Hazretleri, 1979-1980 yıllarına dikkat çekiyor

İşte bu  hakikati  bilmeyen insafsız insanlar derler ki: “Ahiretin tafsilâtını ders alan müteyakkız kalbli, keskin nazarlı olan Sahabenin fikirleri niçin bin sene hakikatten uzak olarak fikirleri düşmüş gibi, İSTİKBÂL-İ DÜNYEVÎDE BİN DÖRT YÜZ SENE SONRA GELECEK  BİR  HAKİKATİ ASIRLARINDA  KARÎB (YAKIN) ZANNETMİŞLER?”

Elcevap: Çünkü Sahabe, feyz-i sohbet-i Nübüvvetten herkesten ziyâde dâr-ı âhireti düşünerek, dünyanın fenâsını bilerek, Kıyâmetin ibhâm vaktindeki hikmet-i İlâhiyeyi anlayarak, ecel-i şahsî gibi, dünyanın eceline karşı dahi dâimâ muntazır bir vaziyet alarak âhiretlerine ciddî çalışmışlar. Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, “Kıyâmeti bekleyiniz, intizar ediniz” tekrar etmesi, şu hikmetten ileri gelmiş bir irşâd-ı Nebevîdir. Yoksa, vuku-u muayyene dâir bir vahyin hükmüyle değildir ki, hakikatten uzak olsun. İllet ayrıdır, hikmet ayrıdır. İşte Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâmın bu nevi sözleri, hikmet-i ibhâmdan ileri geliyor.

HİCRİ 1400: 1979-1980

Hicri 1400, hadislere ve İslam alimlerinin açıklamalarına göre Hz. Mehdi (as)’ın faaliyete başladığı tarihtir. Hicri 1400’ün başlamasıyla birlikte Peygamber Efendimiz (sav)’in haber verdiği Hz. Mehdi (as)’ın geliş alametlerin hepsi arka arkaya gerçekleşmiştir. Peygamberimiz (sav), bu alametlerin teşbih tanelerinin ardı ardına gelmesi gibi birbirini takip edeceğini söylemiştir. Şu anda 1432 yılında bulunuyoruz. 1400’den 1432’ye kadar geçen 32 yıl içinde Resulullah (sav)’in haber verdiği yaklaşık 400 alamet birebir gerçekleşmiştir. Bu da bir kez daha Bediüzzaman’ın da söylediği gibi Hz. Mehdi (as)’ın şu an görevde olduğunun delilidir. Peygamberimiz (sav)’in haber verdiği ve birebir gerçekleşen bu yüzlerce alametten bazıları şunlardır:

◉ Fırat’ın suyunun kesilmesi 1976

◉ Afganistan’ın işgal edilmesi 1979

◉ Kabe baskını ve Kabe’de kan akıtılması 1979

◉ İstanbul’da gerçekleşen gemi patlaması 1979

◉ İran – Irak Savaşı 1980-1988

◉ Şam ve Mısır meliklerinin öldürülmesi – 1981

◉ Ramazan ayında, Ay ve Güneş tutulmalarının olması – 1981 ve 1982

◉ Halley kuyruklı yıldızının geçişi – 1986

◉ Sistemlerin değişmesi (komünizmin yıkılması) – 1989

◉ Azerbaycan’ın işgali – 1990

◉ Tozlu dumanlı bir fitnenin görülmesi – 2001 İkiz Kulelere yapılan saldırı

◉ Irak’ın işgali – 2003

◉ Çölde bir ordunun kaybolması- 2003 Irak ordusunun kaybolması

◉ Bağdat’ın alevlerle yanması – 2003

◉ İki kuyruklu Lulin yıldızının çıkması – 2009

(Sayısı 400’ü bulan tüm alametleri görmek için www.hazretimehdi.com sitesini ziyaret ediniz)

Risale Nur’da 1981, 1991 ve 2001 yıllarına işaretler

Hutbe-i Şamiye; 1909’da Hutbe verildi, 1911’de kitap halinde basıldı

Risale Nur’da 1981, 1991 ve 2001 yıllarına işaretler

Bediüzzaman, Şam’daki Emevi Camii’nde verdiği Şam hutbesinde 1371’den sonraki İslam aleminin geleceğine yönelik izahlar yapmıştır.

Hem de İslâmiyet güneşinin tutulmasına, inkişafına (açılmasına) ve beşeri tenvir etmesine (aydınlatmasına) mümanaat eden (mani olan) perdeler açılmaya başlamışlar. O mümanaat edenler (mani olanlar) çekilmeye başlıyorlar. Kırk beş sene evvel o fecrin emâreleri göründü. YETMİŞ BİRDE (H. 1371 – M. 1952) FECR-İ SÂDIKI BAŞLADI VEYA BAŞLAYACAK. EĞER BU FECR-İ KÂZİP DE OLSA, OTUZ-KIRK SENE (H. 1401/H. 1411 – M. 1981/M. 1991) SONRA FECR-İ SÂDIK ÇIKACAK. (Hutbe-i Şamiye, s. 490)

Fecir: Tan yerinin ağarması, güneş doğmadan önceki kızıllık, sabah vakti

Fecr-i Kazib: Sabaha karşı ufukta yayılmaya başlayan birinci kızıllık.

Fecr-i Sadık: Fecr-i Kazib’den sonra yayılmaya başlayan ikinci aydınlanma

1371 + 30 = 1401 = 1981
1371 + 40 = 1411 = 1991

Bu tarihler, İslam’ın nurunun dünyaya yeniden yayılmaya başladığı, Müslümanların ilmi çalışmalarıyla dünya çapında etki oluşturmaya başladıkları yıllardır.

BEDİÜZZAMAN HAZRETLERİ H. 1371 (M. 1952)’DEN SONRASINI ANLATMAYA DEVAM EDİYOR:

Evet şimdi olmasa da (H. 1371’DEN) 30-40 SENE SONRA fen ve hakiki marifet (hüner, sanat , ilim ve fenlerle öğrenilen bilgi) ve medeniyetin mehasini (iyi ve faydalı yönlerini) o üç kuvveti tam teçhiz edip (o üç kuvvetle donatıp), cihazatını verip (gerekli ihtiyacını karşılayıp) o dokuz manileri mağlup edip (o dokuz engelleri yenip) dağıtmak için taharri-i hakikat meyelanını (gerçekleri araştırma eğilimi) ve insaf ve muhabbet-i insaniyeyi (insan sevgisini) o dokuz düşman taifesinin (sınıfının) cephesine göndermiş, inşaAllah YARIM ASIR SONRA onları darmadağın edecek. (Hutbe-i Şamiye, s. 25)

1371 + 30 = 1401 = 1981
1371 + 40 = 1411 = 1991

YARIM ASIR SONRA: 1371 + 50 = 1421 = 2001

Bediüzzaman’ın 28 Şubat 1997 olayına işaret eden sözleri

Şualar, 2. Şua 1943-44’de yazıldı. Bediüzzaman, 53 yıl sonra olacak olayları haber veriyor

Said Nursi Hazretleri’nin 28 Şubat 1997 olaylarına işaret eden ebced hesaplaması (Bakara Suresi, 257)

“Onbirinci Meselenin haşiyesinin bir lâhikasıdır

beyaz çiçek

Ayete’l-Kürsînin tetimmesi olan “Dinde zorlama (ve baskı) yoktur. Şüphesiz, doğruluk (rüşd) sapıklıktan apaçık ayrılmıştır (Bakara Suresi, 256) ” bin üç yüz elli (H. 1350- M. 1931), “Artık kim tağutu tanımayıp” bin dokuz yüz yirmi dokuz (1929) veya (1928),  “Allah’a inanırsa, o, yapışmıştır” dokuz yüz kırk altı (H. 946) “Risaletü’n-Nur” ismine muvafık;  -” sapasağlam bir kulba” bin üç yüz kırk yedi (H. 1347- M. 1928); “Allah, iman edenlerin Velisi (dostu ve destekçisi)dir.”, “bunun kopması yoktur. Allah, işitendir, bilendir.” eğer beraber olsa bin on iki (H.1012), eğer beraber olmazsa dokuz yüz kırk beş (H. 945) (bir şedde sayılmaz),  “Onları karanlıklardan nura çıkarır” bin üç yüz yetmiş iki (H. 1372 – M. 1953) (şeddesiz), “İNKAR EDENLERİN VELİLERİ İSE TAĞUT’TUR” (Bakara Suresi, 257) bin dört yüz on yedi (1417) (Miladi 1997)  “Onları nurdan karanlıklara çıkarırlar. ” bin üç yüz otuz sekiz (H. 1338 – M. 1920) (şedde sayılmaz) “İşte onlar, ateşin halkıdırlar, onda süresiz kalacaklardır.  bin iki yüz doksan beş (H. 1295) (şedde sayılır) eder. Risaletü’n-Nur’un hem iki kere ismine, hem suret-i mücahedesine, hem tahakkukuna ve telif ve tekemmül zamanına tam tamına tevafukuyla beraber, ehl-i küfrün bin iki yüz doksan üç (H. 1293 – M. 1877) (OSMANLI RUS SAVAŞI, OSMANLI’NIN EN ÇOK TOPRAK YİTİRDİĞİ SAVAŞLARDAN BİRİ) harbiyle âlem-i İslâmın nurunu söndürmeye çalışması tarihine ve Birinci Harb-i Umumîden istifade ile bin üç yüz otuz sekizde (H. 1338 – M. 1920) bilfiil nurdan zulümata atmak için yapılan dehşetli muahedeler tarihine tam tamına tevafuku ve içinde mükerreren nur ve zulümat karşılaştırılması ve bu mücahede-i mâneviyede Kur’ân’ın nurundan gelen bir Nur, ehl-i imana bir nokta-i istinat olacağını mânâ-yı işârî ile haber veriyor diye kalbime ihtar edildi. Ben de mecbur oldum, yazdım. Sonra baktım ki, mânâsının münasebeti bu asrımıza o kadar kuvvetlidir ki, hiç tevafuk emaresi olmasa da, yine bu âyetler her asra baktığı gibi mânâ-yı işârî ile bizimle de konuşuyor kanaatim geldi…” (Şualar, S. 422-423)

Bilindiği üzere 28 Şubat Türkiye’nin yakın tarihinde, özgürlüklerin kısıtlandığı, Müslümanlara baskının çok yoğunlaştığı, işkencelerin ve faili meçhullerin arttığı bir dönemin başlangıcı olmuştur. Bediüzzaman Hazretleri’nin 1997 yılına bu şekilde dikkat çekmesi ise son derece manidardır.

Risale-i Nur’da 2004 yılına işaretler

Şualar, I. Şua 1936’da yazılıyor.

Risale-i Nur’da 2004 yılına işaretler

sarı çiçek

Ağızlarıyla Allah’ın nurunu söndürmek istiyorlar. Oysa kafirler istemese de Allah, Kendi nurunu tamamlamaktan başkasını istemiyor. (Tevbe Suresi, 32)âyetindeki “Yurîdûne en yutfîû nûrallâhi bi efvâhihim”(Ağızlarıyla Allah’ın nurunu söndürmek istiyorlar) cümlesi, kuvvetli ve letafetli münasebet-i mâneviyesiyle beraber şeddeli lâm’lar, birer ل ve şeddeli م asıl kelimeden olduğundan, iki sayılmak cihetiyle bin üç yüz yirmi dört (H. 1324 – M. 1906 (1906, BIRINCI MEŞRUTIYET VE ISTIBDAT DEVRININ SONUDUR)ederek, Avrupa zâlimleri devlet-i İslâmiyenin nurunu söndürmek niyetiyle müthiş bir suikast plânı yaptıkları ve ona karşı Türkiye hamiyetperverleri, hürriyeti “yirmi dört (24)”te ilânıyla o plânı akîm bırakmaya çalıştıkları halde, maatteessüf, altı-yedi sene sonra, harb-i umumî neticesinde yine o suikast niyetiyle, Sevr Muahedesinde (1920) Kur’ân’ın zararına gayet ağır şeraitle kâfirâne fikirlerini yine icrâ etmek olan plânlarını akîm bırakmak için Türk milliyetperverleri cumhuriyeti ilânla mukabeleye çalıştıkları tarihi olan bin üç yüz yirmi dört (1324)’e, tâ “dört (34)”te, tâ “elli dört (54)”te tam tamına tevâfukla, o herc ü merc içinde Kur’ân’ın nurunu muhafazaya çalışanlar içinde Resâili’n-Nur Müellifi “yirmi dört (24)”te ve Resâili’n-Nur’un mukaddematı “otuz dört (34)”te ve Resâili’n-Nur’un nuranî cüzleri ve fedakâr şakirdleri “elli dört (54)”te mukabeleye çalışmaları göze çarpıyor….

Eğer şeddeli م dahi şeddeli lâm’lar gibi bir sayılsa, o vakit bin iki yüz seksen dört (H. 1284 – M. 1866) eder. (1866’DA GİRİT İSYANI OLUYOR, SIRP AYAKLANMALARI VAR) O tarihte Avrupa kâfirleri devlet-i İslâmiyenin nurunu söndürmeye niyet ederek on sene sonra Rusları tahrik edip Rus’un “doksan üç (93)” muharebe-i meş’umesiyle âlem-i İslâmın parlak nuruna muvakkat bir bulut perde ettiler. Fakat bunda Resâili’n-Nur şakirdleri yerinde Mevlâna Halid’in (k.s.) şakirdleri o bulut zulümatını dağıttıklarından, bu âyet bu cihette onların başlarına remzen parmak basıyor. ŞİMDİ HATIRA GELDİ Kİ, EĞER ŞEDDELI LÂM’LAR VE İKİŞER SAYILSA, BUNDAN BİR ASIR SONRA (H. 1424 – M. 2004) ZULÜMATI DAĞITACAK ZÂTLAR İSE, HAZRET-İ MEHDÎNİN ŞAKİRDLERİ OLABİLİR. Her ne ise… Bu nurlu âyetin çok nuranî nükteleri var.

“Damla denize delâlet eder”  sırrıyla kısa kestik.

Risale Nur’da 2007-2008 yıllarına işaretler

Bediüzzaman Said Nursi bu sözünde, ayetin “…hiç şüphe yok galip gelecek olanlar Allah’ın taraftarlarıdır ” (fe inne hızbellâhi humul gâlibûn)cümlesinin ebced değerinin, Hicri 1350 tarihini verdiğini söylemiş, ancak ayetin gelecekte de Kuran ahlakının üstün geleceği bir başka dönem olacağına dair gizli bir işaret içerdiğini hatırlatmıştır. Nitekim ayetin bu cümlesinin Arapça yazılımında yer alan baştaki “FE” HARFİ DE HESABA KATILARAK EBCEDİNE BAKILDIĞINDA, bu sefer de ebced değeri 80 çıkmaktadır. 1350 ÜZERİNE 80 İLAVE EDİLDİĞİNDE DE HİCRİ 1430 ETMEKTEDİR Kİ, BU TARİH DE MİLADİ OLARAK “2008 YILINI” VERMEKTEDİR.

FE HARFİ = 80
1350+80 = 1430 = 2008

çiçekler

Şu ayetin gizli imasına “Kim Allah’ı, Resûlü’nü ve iman edenleri dost (veli) edinirse, hiç şüphe yok, galip gelecek olanlar, Allah’ın taraftarlarıdır.” (Maide Suresi, 56) ayeti teyid ediyor. Çünkü “… hiç şüphe yok, galip gelecek olanlar, Allah’ın taraftarlarıdır.” ayetindeki şeddeli nun bir sayılsa tam evvelki ayete tevafuk ile Hizb-ul Kur’an’ın (Kuran taraftarlarının) faaliyetine vasıta olan bir hadiminin (hizmet eden kimsenin) Kur’an okumaya başladığı H. 1302 (M. 1884) tarihine iki fark ile tevafuk etmekle beraber şeddeli nun iki nun sayılsa bin üç yüz elli (H. 1350- M. 1931) eder ki; bu tarihte Kuran’dan muktebes (alınan bilgilerle hazırlanmış) olan Risale-i Nur etrafında toplanan, bütün kuvvetleriyle Kuran hizmetlerine çalışan Hizb-ul Kur’an’ın faaliyeti ve delalet (sapkınlık) ve zındıkaya (dinsizliğe) manen galebe ettikleri (galip geldikleri) bir zamana tevafuku (denk gelmesi) İSE İSTİKBALDE (GELECEKTE) TAM GALEBELERİNE (TAM GALİBİYETLERİNE DAİR) BİR İMA-İ GAYBİDİR (GİZLİ BİR İŞARETTİR). (8. Lema, Keramet-i Gasviye)

Bediüzzaman Hazretleri kıyametin, Hicri 1545’de (Miladi 2120’de) kopacağını söylemiştir (Allahualem)

Peygamberimiz (sav) dünyanın ömrünün 7000 bin yıl olduğunu ve bunun 5600 yılının geçmiş olduğunu sahih hadislerde belirtmektedir. Büyük İslam alimi Suyuti’nin eserinde bu konuda nakledilmiş 8 sahih hadis bulunmaktadır:

H.2 — İbni Asakir diyor ki: Ebu Said Ahmed b. Muhammed Bağdadi (aradaki ravi silsilesi ile) rivayet etti. Enes b. Malik (r.a.)’dan O dedi ki, Resulullah (s.a.v.) buyurdu: Kim bir din kardeşinin Allah yolunda bir ihtiyacını görürse, Allah Teala onun için, gündüzlerini oruçla, gecelerini de ibadetle geçirmişçesine ŞU DÜNYANIN YEDİ BİN YILLIK ÖMRÜ MÜDDETİNCE SEVAP YAZAR.

H.3 — İbni Abiyy diyor ki: Ebu İshak, İbrahim b. Abdullah Nebti, (aradaki ravi silsilesi ile) rivayet etti. Enes b. Malik (r.a.)’dan O dedi ki, Resullullah (s.a.v.) buyurdu: DÜNYANIN ÖMRÜ, AHİRET GÜNLERİNDEN YEDİ GÜNDÜR. ALLAH TEALA BUYURDU Kİ: “SENİN RABBİNİN YANINDAKİ BİRGÜN, SİZİN SAYDIĞINIZ BİN YIL GİBİDİR.”

H.7 — İbni Ebi Dünya, Zemmil Emel’inde diyor ki: Ali b. Said, Hamza b. Hişan’dan, O da Said b. Cubeyr’den rivayet ettiler ki, DÜNYA, AHİRET HAFTALARINDAN BİR HAFTADIR.

H.5 — İbni Ebi Hatem, Tefsir’inde İbni Abbas’dan rivayet etti ki: DÜNYA, AHİRET HAFTALARINDAN BİR HAFTA OLUP, YEDİ BİN SENEDİR VE BUNUN ALTI BİNİ GEÇMİŞTİR.

H.6 — İbni Abbas’dan sahih olarak nakledilen şöyle bir rivayet vardır. O DEDİ Kİ: DÜNYA YEDİ GÜNDÜR. HER BİR GÜN BİN YIL GİBİDİR. VE RESULULLAH (S.A.V.)’DE ONUN SONUNDA GÖNDERİLDİ.

• Ashabı Kiramın gördüğü bir rüya

H.4 — Tabarani Kebir’inde diyor ki, Ahmed b. Nadr el-Askeri ve Cafer b. Muhammed-ül Feryabi nakletmişler ki; (Ravi silsilesi ile) Dakkak b. Zeyd-i Cüheni’den rivayet ettiler. O dedi ki: Ben gördüğüm bir rüya’yı Resullullah (s.a.v.)’a anlattım. Bu rüyada Peygamber (s.a.v.) yedi basamaklı bir minberin en üst basamağında idi. O BUYURDU Kİ: YEDİ BASAMAKLI GÖRDÜĞÜN MİNBER ŞU DÜNYANIN ÖMRÜ OLAN YEDİ BİN SENEDİR, BEN DE ONUN SON BİNİNDE OLACAĞIM.

H.8 — İbni Abd-il Hamid, Tefsir’inde diyor ki; Muhammed b. Fadl, Hammad b. Zeyd’den, O da Yahya b. Atik’den, O da Muhammed b. Sirin’den, O da Müslüman olmuş kitap ehli birisinden rivayet ettiler ki: ALLAH, GÖKLERİ VE YERLERİ ALTI GÜNDE YARATMIŞTIR. RABBİMİN YANINDA BİR GÜN, SİZİN DÜNYA HAYATINDA SAYDIĞINIZ BİN YIL GİBİDİR. VE DÜNYANIN ECELİ ALTI GÜNDÜR, YEDİNCİ GÜNDE KIYAMET KOPACAKTIR. ALTI GÜN GİTMİŞTİR VE SİZ YEDİNCİ GÜNDESİNİZ.

• Peygamber (s.a.v.) zamanında, Adem (a.s.)’dan beri 5600 yıl geçmiş olduğu

H.28 — Ahmed İbni Hanbel İlel’inde nakletti. İsmail b. Abdülkerim, Abdüssamed’den O da Vehb’den rivayet etti:

DÜNYADAN BEŞ BİN ALTI YÜZ YIL GEÇMİŞTİR.(Ahir Zaman mehdisinin alametleri, Celaleddin Suyuti’nin tasnifinden Hadisler, Ali bin Hüsameddin El-Muttaki, sf. 88,89)

Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadis-i şerifleri doğrultusunda açıklamalar yapan Suyuti Hazretleri ve Ahmed Bin Hanbel gibi büyük İslam alimleri, İslam ümmetinin ömrünün hicri 1500’lerin ilk dönemlerini pek fazla geçmeyeceğini yani hicri 1600’e ulaşmayacağını ifade etmişlerdir:

“BENİM ÜMMETİMİN ÖMRÜ 1500 SENEYİ PEK GEÇMEYECEK.”  (Suyuti, el-Keşfu an Mücavezeti Hazihil Ümmeti el-Elfu, el-havi lil Fetavi, Suyuti. 2/248, tefsiri Ruhul Beyan. Bursevi. (Arapça) 4/262, Ahmed bin Hanbel, Kitâbu’l-İlel, sh. 89.)

Bediüzzaman Hazretleri de Peygamberimiz (sav)’in hadisi şeriflerine ve büyük İslam alimlerinin izahlarına dayanarak, Asr Suresi’nin ve Fatiha Suresi’nin ebced hesaplarından Hicri 1545 (M. 2120)’de kıyametin kopacağını “Allahualem (Allah doğrusunu bilir)” diyerek ifade etmiştir.

Ahir zamandan haber veren mühim bir hadis

“LÂ TEZÂLÜ TÂİFETÜN MİN ÜMMETÎ ZÂHİRİNE ALE’L-HAKKI HATTÂ YE’TİYALLAHÜ Bİ EMRİHÎ.” “Ümmetimden bir taife Allah’ın emri gelinceye kadar [yani kıyâmetin kopmasına kadar] galibâne hak üzerinde devam edecektir.”

Ramazan-ı şerifte onuncu günün ikinci saatinde birden bu hadîs-i şerif hatırıma geldi. Belki Risale-i Nur şakirdlerinin taifesi ne kadar devam edeceğini düşündüğüme binaen ihtar edildi. “L TEZÂLÜ TÂİFETÜN MİN ÜMMETÎ.””Ümmetimden bir taife zail olmayıp devam edecektir.” (şedde sayılır, tenvin sayılmaz) fıkrasının makam-ı cifrisi, bin beşyüz kırkiki (1542- M. 2117) ederek nihayet-i devamına îma eder. “Gaybı yalnız Allah bilir.”“ZÂHİRİNE ALE’L-HAK.” “hak üzerinde devam edecektir.” (şedde sayılır) fıkrası dahi; makam-ı cifrîsi binbeşyüz altı (1506- M. 2082) edip, bu tarihe kadar zâhir ve aşikârane, belki galibane; sonra tâ kırk ikiye kadar, gizli ve mağlubiyet içinde vazife-i tenviriyesine devam edeceğine remze yakın îma eder. Ve’l-ilmû indAllah; “Gerçek ilim ancak Allah Katındadır.”

“HATT YE’TİYALLAHÜ Bİ EMRİHΔ “Allah’ın emri gelinceye kadar (yani kıyâmetin kopmasına kadar)” (şedde sayılır) fıkrası dahi; makam-ı cifrîsi binbeşyüz kırk beş (1545- M. 2120)olup, kâfirin başında kıyamet kopmasına îma eder. Lâ ya’lemu’l-ğaybe illâllah. (Gaybı Allah’tan başkası bilemez.)

Ca-yı dikkat ve hayrettir ki, üç fıkra bil’ittifak bin beşyüz tarihini göstermeleriyle beraber, tam tamına manidar, makul ve hikmetli bir surette binbeşyüzaltı (1506- M. 2082)’dan tâ kırkiki (1542- M. 2117)’ye, tâ kırkbeş (1545- M. 2120)‘e kadar üç büyük değişimin ayrı ayrı zamanlarına tetabuk (birbirine uygun düşmesi) ve tevafuklarıdır. Bu îmalar gerçi yalnız birer tevafuk olduğundan delil olmaz ve kuvvetli değil, fakat birden ihtar edilmesi bana kanaat verdi. Hem kıyametin vaktini kat’î tarzda kimse bilmez; fakat böyle îmalar ile bir nevi kanaat, bir galib ihtimal gelebilir. Fatiha’da “SIRAT-I MÜSTAKIM” (dosdoğru yol) ashabının taife-i kübrasını (en büyük topluluğunu) târif eden “ELLEZİNE EN’AMTE ALEYHİM” (kendilerine nimet verdiklerinin) fırkası, şeddesiz binbeşyüzaltı veya yedi ederek tam tamına “ZÂHİRİNE ALEL HAKKI” (hak üzerinde olacaktır) fıkrasının makamına tevafuku ve manasına tetabuku (uygunluğu) ve şedde sayılsa (hadiste geçen) “LÂ TEZALÜ TÂİFETÜN MİN ÜMMETİ” (ümmetimden bir taife) fıkrasına üç manidar farkla tam muvafakatı ve manen mutabakatı bu hadîsin îmasını teyid edip remz (gizli işaret) derecesine çıkarıyor. Ve müteaddid âyât-ı Kur’aniyede “SIRAT-I MÜSTEKIM” (dosdoğru yol) kelimesi, bir mana-yı remziyle Risalet-in Nur’a manaca ve cifirce îma etmesi remze yakın bir îma ile; Risalet-in Nur şakirdlerinin taifesi, âhirzamanda o taife-i kübra-i azamın (o büyük topluluğun) âhirlerinde (sonlarında) bir hizb-i makbul olacağını işaret eder diye def’aten birden ihtar edildi. “Gerçek ilim ancak Allah Katındadır.” “Gaybı yalnız Allah bilir.”

Sûre-i Ve’l-Asr’in dağ meyvesi namındaki nüktesine bir haşiyedir

(1. Vel asr 2. İnnel insane le fi husr 3. İllellezıne amenu ve amilus salihati ve tevasav bil hakkı ve tevasav bis sabr)

(Asr suresinin 3. Ayetinde geçen) “ESSALİHATİ” (Salihler) daki “te” ahirdeki (önceki geçen) “ta”lar, ekseriyetçe vakfa rast gelmesiyle, cifirce “he” sayılabilir. Bu noktada “illa” beraberdir (1358- M.1939); bu zamanımızı gösterir. Ve telâffuzca “he” okunmadığından, “te” kalabilir. Bu noktadan şeddeler sayılmazsa ve “illâ” beraber değil, iki yüz küsur sene zamana kadar iman ve amel-i salihle beraber bir taife-i azime (hadiste geçen büyük topluluk), hasârât-ı azimeye (büyük hasarlara) karşı mücahedeye devam edeceğine işaret edip, Fatiha’nın ahirinde (başında) “SIRATA’L LEZÎNE ENAMTE ALEYHIM” “Kendilerine nimet verdiklerinin yoluna” bin beş yüz kırk yedi (1547- M. 2122) veya bin beş yüz yetmiş yedi (1577- M. 2150) gösterdiği zamana; hem “LÂ TEZÂLÜ TÂİFETÜN MİN ÜMMETÎ ZÂHİRİNE ALE’L-HAKKI HATTÂ YE’TİYALLAHÜ Bİ EMRİHÎ.”

Birinci cümle (Lâ tezâlü tâifetün min ümmetî- Ümmetimden bir taife), bin beş yüz (1500- M. 2076) makamıyla ahir zamanda bir taife-i mücahidînin son zamanlarına ve ikinci cümle, (Zâhirine ale’l-hak- galibâne hak üzerinde devam edecek) bin beş yüz altı (1506- M. 2082), makamıyla, galibane mücahedenin tarihine ve üçüncü cümle, (Hattâ ye’tiyallahü bi emrihî- Allah’ın emri gelinceye kadar) bin beş yüz kırk beş (1545- M. 2120) makamıyla, pek az bir farkla hem Fatiha’nın, hem Ve’l-Asri Sûresinin iki cümlesinin gaybî işaretlerine işaret edip, tevafuk eder.

Demek, bu hadis-i şerifin üç cümlesinden herbirisi, bin beş yüz tarihine ve mücahedenin ne kadar devam edeceğine dair işaretlerine, aynen bu “ELLEZÎNE AMENÜ VE AMILÜ’S SALIHATI” “Ancak îmân eden ve güzel işler yapanlar müstesnâ.” (Asr Sûresi, 103/3) -şedde sayılmazsa- bin beş yüz altmış bir (1561- M.2134) makamıyla, hem “VETEVA SAVBIL HAKKI VETEVA SAVBISSABRI” “Birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler” (Asr Sûresi, 103/3) -şedde sayılır fakat “bissabr” (sabrı) da lâmdır – bin beş yüz altmış (1560- M. 2133)makamıyla iştirak edip, o taife-i azimenin mücahedatları ne kadar devam edeceğini mana-yı işârî ve cifriyle gösterirler. Ve Fatiha ve hadisin irae ettikleri (gösterdikleri) tarihe, makam-ı ebcedleriyle takarrüp edip (yaklaşıp), farklı bir derece tevafuk ederler ve manalarıyla da, tam tetabuk ederek, parlak bir lem’a-i i’câziye-i gaybiyeyi (gaybtan hikmetli bir bölümü) gösteriyorlar.

çiçek, bulut

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

x

Check Also

Bediüzzaman Said Nursi’nin İslam Birliği Hakkındaki Sözleri

İttihad-ı İslam en büyük farz vazifedir İhfa (gizlenmek), havf (korkmak); riyadandır. Farzda riyâ yoktur. BU ZAMANIN ...